Tıngır Mıngır Avrupa
Avrupa Birliği bizi alırmı almazmı tartışmaları yine tavana vurmuş durumda. Son Dışişleri Bakanları toplantısından sonra 8 konuda müzakereler askıya alınırsa süreç devam edermi , 4 e inerse okeye dönermiyiz , 2 + 2 kaç eder , tren yavaşladımı yoksa durdumu diye herkesler işkembei kübradan birşeyler sallarken bizimde halkça beynimiz dönüyor , nerdeyim ben? Avrupa Birliğine geldikmi ? ben burda inecektim diye saçmalıyoruz .
Konunun şu anda işleyen prosedürünü bırakalım uzmanlar anlatsın ben daha farklı bir açıdan, tarih açısından bakıyorum bu hususa. Bence geleceği görmek için geçmişe bakmak gerekir. Geçmişin kodlarını iyi çözümlersek , kahin olmaya medyum olamaya gerek kalmaz. Batı ve avrupanın bizlere ne ifade ettiğini bir düşünelim öncelikle.
Batı Osmanlı İmparatorluğundan başlayarak günümüze kadar hep medeniyetin merkezi oldu bizim için. 3 ncü Selimden başlayarak Islahat harketelerinde batı örnek alındı. Tanzimat fermanı yayınlanırken batılı kurallar konuldu. Meşrutiyeti batılı ülkelerle toplantı halindeyken toplarla ilan ettik. Tek dişi kalmış canavar diye niteliyip savaştığımız ve bağımsızlığımızı kazandığımız batı medeniyetini geçmeyi kendimize ilke edindik. Muasır medeniyet olarak batıyı tanımladık.
Asırlardır Avrupa önümüzdeki bir hedefti. Daha öncesinde atalarımız doğuyu fethetmek yerine batıyı fethetmeye , güçleri azalıp yenilmeye başladıklarında da batıyı fethetmek yerine onlar gibi olmaya çalıştılar. Biz zaten hiç yüzümüzü doğuya çevirmedikki. Geldiğimiz topraklar bize uzaktı hep. Gidilecek ve varılacak mecralar belliydi. Batı !
Peki şimdi siz kendinizi kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz. Doğulu mu yoksa batılımı ? İnternette bilgisayarınız için bir sürücü yada bir ürün hakkında bilgi almak istediğinizde ve üreticinin global web sayfasına girdiğinizde Türkiye'yi Avrupa değilde Asya bölgesinde tanımladıklarında kendinizi nasıl hissediyorsunuz.
Ben Avrupa Birliğini şimdi bu asırlara dayanan , atalarımızdan bizim seçimimiz olmadan bize miras kalan bir misyon olarak algılıyorum. Çünkü Avrupa Birliğine girmek demek tepe noktasına ulaşmak demek , misyonu tamamlamak demek , bize yüklenilen görevi yerine getirmek demek. Avrupalı olmak demek , avrupanın bir parçası olmak demek. Psikolojik olarak tüm bir ulusun tatmini demek.
Tüm dünya üzerinde de Batı gelişmişliği Doğu az gelişmişliği , kuzey yarım küre zenginliği güney yarım küre ise fakirliği gösterir. Hepsinin hemen hemen tam ortasında olan ülkemizin aklının karışmasından daha doğal ne olabilirki. Daha önemlisi böylesi bir durumda siz zenginliği ve gelişmişliğimi seçersiniz yoksa diğer şıkkımı.
Tüm bu anlattıklarımdan benim azılı bir Avrupa Birliği destekçisi olduğum çıkarılmasın lütfen. Ben farklı bir persfektiften biz neden Avrupa Birliği'ne girme konusunda bu kadar ısrarcıyız sorununa cevap arıyorum sadece.
Bence bu takıntı haline gelmiş durumdan sıyrılmamız gerekiyor. Avrupa Birliğinin esas kuruluş amacı eski kıtada yeni bir küresel savaş durumunda birbirlerine düşmelerini engellemek ve yıkımı en aza indirgemek. Sonrasında ise değişime uğrayarak genişlemiş ve toplumsal projeye dönüşmüş.
Hali hazırda Avrupa Birliğinin içerisinde çıkar çatışmaları büyük rol oynuyor. Bir tarafta Amerika ile stratejik ortak İngiltere , ona karşı dünya yönetiminde söz sahibi olmaya çalışan Fransa - Almanya İttifakı ve palazlanmaya çalışan İtalya. Geriye kalan ülkeler ise kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden ve bu paydan kapmaya çalışan tali güçler. Tam bir kurtlar sofrası.
Avrupa Birliğinin geleceği konusunda kendileride çok emin değiller ve halen ciddi endişeleri var.
Türkiye bu oyunun dışında kalmak istemiyor. Dünyanın siyasi ve ekonomik hareketleri konusunda söz sahibi aktörlerden biri olmak istiyor. Hak ettiği yeri almak istiyor. O zaman banada ulu önder Atatürk'ün vecizesini tekrarlamak kalıyor :
" Türk Öğün Çalış Güven"
Konunun şu anda işleyen prosedürünü bırakalım uzmanlar anlatsın ben daha farklı bir açıdan, tarih açısından bakıyorum bu hususa. Bence geleceği görmek için geçmişe bakmak gerekir. Geçmişin kodlarını iyi çözümlersek , kahin olmaya medyum olamaya gerek kalmaz. Batı ve avrupanın bizlere ne ifade ettiğini bir düşünelim öncelikle.
Batı Osmanlı İmparatorluğundan başlayarak günümüze kadar hep medeniyetin merkezi oldu bizim için. 3 ncü Selimden başlayarak Islahat harketelerinde batı örnek alındı. Tanzimat fermanı yayınlanırken batılı kurallar konuldu. Meşrutiyeti batılı ülkelerle toplantı halindeyken toplarla ilan ettik. Tek dişi kalmış canavar diye niteliyip savaştığımız ve bağımsızlığımızı kazandığımız batı medeniyetini geçmeyi kendimize ilke edindik. Muasır medeniyet olarak batıyı tanımladık.
Asırlardır Avrupa önümüzdeki bir hedefti. Daha öncesinde atalarımız doğuyu fethetmek yerine batıyı fethetmeye , güçleri azalıp yenilmeye başladıklarında da batıyı fethetmek yerine onlar gibi olmaya çalıştılar. Biz zaten hiç yüzümüzü doğuya çevirmedikki. Geldiğimiz topraklar bize uzaktı hep. Gidilecek ve varılacak mecralar belliydi. Batı !
Peki şimdi siz kendinizi kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz. Doğulu mu yoksa batılımı ? İnternette bilgisayarınız için bir sürücü yada bir ürün hakkında bilgi almak istediğinizde ve üreticinin global web sayfasına girdiğinizde Türkiye'yi Avrupa değilde Asya bölgesinde tanımladıklarında kendinizi nasıl hissediyorsunuz.
Ben Avrupa Birliğini şimdi bu asırlara dayanan , atalarımızdan bizim seçimimiz olmadan bize miras kalan bir misyon olarak algılıyorum. Çünkü Avrupa Birliğine girmek demek tepe noktasına ulaşmak demek , misyonu tamamlamak demek , bize yüklenilen görevi yerine getirmek demek. Avrupalı olmak demek , avrupanın bir parçası olmak demek. Psikolojik olarak tüm bir ulusun tatmini demek.
Tüm dünya üzerinde de Batı gelişmişliği Doğu az gelişmişliği , kuzey yarım küre zenginliği güney yarım küre ise fakirliği gösterir. Hepsinin hemen hemen tam ortasında olan ülkemizin aklının karışmasından daha doğal ne olabilirki. Daha önemlisi böylesi bir durumda siz zenginliği ve gelişmişliğimi seçersiniz yoksa diğer şıkkımı.
Tüm bu anlattıklarımdan benim azılı bir Avrupa Birliği destekçisi olduğum çıkarılmasın lütfen. Ben farklı bir persfektiften biz neden Avrupa Birliği'ne girme konusunda bu kadar ısrarcıyız sorununa cevap arıyorum sadece.
Bence bu takıntı haline gelmiş durumdan sıyrılmamız gerekiyor. Avrupa Birliğinin esas kuruluş amacı eski kıtada yeni bir küresel savaş durumunda birbirlerine düşmelerini engellemek ve yıkımı en aza indirgemek. Sonrasında ise değişime uğrayarak genişlemiş ve toplumsal projeye dönüşmüş.
Hali hazırda Avrupa Birliğinin içerisinde çıkar çatışmaları büyük rol oynuyor. Bir tarafta Amerika ile stratejik ortak İngiltere , ona karşı dünya yönetiminde söz sahibi olmaya çalışan Fransa - Almanya İttifakı ve palazlanmaya çalışan İtalya. Geriye kalan ülkeler ise kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden ve bu paydan kapmaya çalışan tali güçler. Tam bir kurtlar sofrası.
Avrupa Birliğinin geleceği konusunda kendileride çok emin değiller ve halen ciddi endişeleri var.
Türkiye bu oyunun dışında kalmak istemiyor. Dünyanın siyasi ve ekonomik hareketleri konusunda söz sahibi aktörlerden biri olmak istiyor. Hak ettiği yeri almak istiyor. O zaman banada ulu önder Atatürk'ün vecizesini tekrarlamak kalıyor :
" Türk Öğün Çalış Güven"


0 yorum:
Yorum Gönder