Yağmur yağıyordu, o yürüyordu. Yürürken en tenha sokakları, en ıssız yolları seçiyordu, zaten yağmurdan sebep kimsecikler de olmuyordu dışarılarda. Utanıyordu herkesden, kendinden nefret ediyordu, sürekli kapşonlu birşeyler giyiyordu çirkinliğini örtmek için. Yürüyordu ve mırıl mırıl düşünüyordu hep yaptığı gibi.
Bazen her sıradan kızın yaptığı makyajı yapıyor, elbiseyi giyiyor ama farklı olarak aynanın karşısına geçtiğinde çirkinliğinin farkına varıyor, en güzel elbiseyi giyse ya da en pahalı makyajı yapsa bile asla kendine yakışmayacağını düşünüyor, sonra tüm bunlardan vazgeçiyor, kapşonlu gri eşofmanına ve makyajsız cildine geri dönüyordu. Bazen tanrıya isyan edecek hale geliyor, ağlıyor, üzülüyor, kendini kahrediyordu. O da her sıradan kız gibi bir sevginin hayallerini kuruyor, bir gün birisinin kapısını çalacağını gün geçtikçe büyük bir hızla azalan ümidine rağmen, umuyordu.
Kendi yaşıtlarından farklı olarak daha yıllar önce, zaten sadece mecbur kaldığında bindiği toplu taşıma araçlarında ya da sadece mecbur kaldıgı zaman girdiği kalabalık ortamlarda, etrafına bakma alışkanlığını yitirmişti. Baksa ne olacaktı ki ne farkedecekti. Nasıl olsa kimse onunla ilgilenmeyecekti. Çoğu zaman eline bir kitap ya da gazete alıp zaten etrafla ilgilenmediğini göstermek gibi tutumlar içine girse de aslında bu hareketinin ne kadar da riyakarca olduğunu farkediyor bir kere daha kahroluyordu. İçinde, ta derinlerinde biri ona aslında o kadar da çirkin olmadığını söylüyordu, ama o bunu başka insanlardan hele hele bir erkekten duymak için nelerini vermezdi. Asla soramazdı, çünkü cevap büyük ihtimalle olumsuz olacaktı. Bu düşünce belki de onu hayatta tutan tek şeydi. Kesinleştirmektense, küçücük de olsa şüphesiyle yaşamayı tercih ediyordu. Zaten emin olsa çoktan intihar etmişti, bunun planlarını defalarca kez yapmıştı bile, hazırdı herşey. Ama yıllar bu şüpheyi de azaltmakta, bilgiyi kesinliğe doğru taşımaktaydı.
Bu kadar mı şekilciydi herşey, bu kadar mı yalnızlık çirkinlikle eşti, bu kadar mı gaddardı ve sevgisizdi bu insanlar, oysa ne yapmıştı ki hayata ve insanlara, hala sindirememişti içine şekle bağlı bu adaletsizliği. Yüreğinde defalarca kez bu isyanı yaşamış, defalarca kez düzeleceğini umut etmiş ama herşey hep boşa çıkmıştı, artık isyan bile tatmin etmiyordu. Ağlamak, intihara teşebbüs etmek, ağlamak, saatlerce yağmurda ve soğukta yürümek, ağlamak, deliler gibi içmek, yine ağlamak... Bunların hepsi çoktan bitmişti. Boştu sadece bomboştu. Durmuştu artık. Hayatın içinde bir yokoluşu yaşıyordu. İnsanların onu farketmeyişleri bir kenara, adeta hayatın dahi kendisini görmezden geldiğinden emindi. Böylesine bir yalnızlığı ummamıştı hayattan. Çok kızgındı, adeta hesap sormak istiyordu hayatın kendisine. Yakasına yapışıp avazı çıktığı kadar bağırarak silkelemek istiyordu hayatı.
Yine yürüyordu en sevdiği havada, yine mırıl mırıl düşüncelerle. Evlerinin yakınındaki o büyük parka girdi yine. Parkın en dip köşelerinden birinde, her zaman oturduğu ağaç süsü verilmiş beton banka oturdu yine. Ne bankın ıslaklığı, ne soğukluğu ne de yağmur onu her zamanki gibi etkilemiyordu. Kimsecikler yoktu ne kediler, ne köpekler, ne kuşlar... Her zamanki gibi yine hiçi düşünüyordu.

Yağmur azalmıştı, durdu duracak gibiydi. Yağmurun bitmeye yakın olduğunu anladı ve eve gitmesi gerektiğini düşündü. Emin olmak için kafasını kaldırdı. Kaldırmışken bir de şöyle bir etrafına bakındı. Boyun kasları başının yukarıda oluşunu unutmuştu sanki. Ağrıyan boynuna elini götürüp oğuşturmaya başladı. Oğuşturmayla birlikte kafasını sağa sola çevirirken farklı birşey gözüne çarptı. Olağandan farklı. Birkaç bank ötede biri daha oturuyordu. Sırtı dönüktü. Belli ki daha önceden beridir de oradaydı. Başını öne eğmişti başında bir şapka vardı. “Bu yağmurda başka kim gelip buraya oturur ki” diye düşündü. Yanına gitmeyi bir an aklından geçirdi ama endamına bakılırsa bu bir erkekti ve bir erkekle konuşma cesaretini zaten asırlar önce kaybetmişti. Seslenmeyi düşündü ama bundan da hemen vazgeçti. Büyük bir park, parkın en ücra köşesinde, böylesine soğuk bir havada bir erkek ve o; tuhaftı. Yıllardır hiç çalışmamış ve bakımsızlıktan en ufak aksamı dahi paslanmış bir makine gibi içinde birşey gıcırtıyla yavaş yavaş dönmeye başladı. Kalbi atıyordu. Heyecanlanmıştı. Ama birşey yapamıyordu. Sadece, öylece o tarafa bakıyordu. Bu arada yağmur tekrar başlamıştı. Aradan çok geçmeden başını öne eğen kişi de başını kaldırdı ve sanki biliyormuş gibi kafasını arkaya doğru çevirdi. Oturduğu yerden biraz doğrularak bedenini de çevirdi. Ve baktı. Kızın kalbi yerinden çıkacak gibiydi. En büyük ümitsizliğin içinde bile toz tanesi kadar da olsa bir ümit olduğunu biliyordu, sanki kaybettiği inancı koşarak geri geliyordu. Sanki damarlarında yepyeni taptaze bir kan dolaşıyor, bütün iç organları kendilerini büyük bir hızla yeniliyordu. Hiç bir şey düşünmüyor sadece bu anlık heyecanı yaşıyordu. Kapkaranlık kalbi ümitle dolmuştu. Günün her saati aklından bir an olsun çıkmayan çirkinliğini unutmuştu. Kapşonunu kafasından çıkarmıştı. Mat kahverengi saçları ıslanıyordu. Dudaklarının kenarları yıllardır ilk defa yanaklarına doğru genleşmişti, gülümsüyordu. Elini kalbine götürdü, eliyle hissetmek istiyordu ritimleri. Tüm bunları ne kadar da unutmuştu. Uzun yılların ardında, hayatında ilk defa bir erkekle gözgöze gelmişti. Ona doğru koşmak istiyor ama kıpırdayamıyordu. Bakışıyorlardı sadece bakışıyorlardı, uzun uzun.
Yağmur şiddetini artırmıştı. Bu arada dakikalar geçmişti. Oturdukları bankların bulunduğu park yolunun görülebilen en uzak köşesinden bir kişi daha belirdi. Gelen kişi tam seçilemiyordu ama ağır ağır yaklaşıyordu. Çocuk onu görmemişti yüzü hala kıza dönüktü çünkü. Yaklaştı, yaklaştı. Bir kızdı. Üzerinde kapşonlu gri bir eşofman vardı. Kapşonunu başına çekmiş, başını da önüne eğmiş yürüyordu. Yüzü belli olmuyordu. Etrafına bakmıyordu. Yürürken dudakları kıpırdıyordu sanki kendi kendine konuşuyordu. İyice yaklaştı, erkeğin oturduğu bankın hizasına geldi, adımlarını yavaşlattı ve yavaşça erkeğin önünde durdu. Kafasını kapşonunun içinden utangaç bir tavırla çevirdi, erkeğe doğru baktı, yüzü seçilmeye başladı... ne kadar da çirkindi; gülümsedi, erkek de ona gülümsedi, elleriyle banktan destek alarak yavaşça ayağa kalktı, kafasını sola çevirip ilk bakıştığı kıza bir an baktı, gözlerini kapayarak kafasını yavaşça önünde duran kıza çevirdi. Kapşonunu kızın kafasından arkasına doğru sıyırdı. Kızın çirkin yüzü iyice belirdi. Ellerini çekti. Yüzüne iyice baktı kızın. Gülümsedi. Son kez sol tarafına doğru başıyla bir hamle daha yapmak geldi içinden, son kez bakmak için ilk bakıştığı kıza.
O, kapşonunu başına çekip diğer köşeyi çoktan dönmüştü bile...