Şehir Efsaneleri
Aslında hepimizin biryerlerden duyduğu hikayelerdir çoğu. Beşiktaş'ta deniz kenarında çay içtikten sonra içi buz dolu banyo küvetinde uyanan böbrekleri alınmış kız, sinema salonlarında koltuklara dik konumda bırakılan ve dolayısıyla oturunca kıçınıza giren HIV virüsü bulaştırılmış iğneler (söylentiye göre bunu koltuğa iğneyle beraber iliştirilmiş bir kağıt parçasından öğreniyormuşsunuz), tuvalete oturunca hop! diye içinden zıplayıp cinsel organınızdan parçalar koparan lağım fareleri...Bunlar bize özgü olanları. Bizim başımıza gelmiş gibi anlatılanlara da rastlamadım değil: Söndürülen orman yangınından sonra alakasız bir şekilde ormanın ortasında yanmış bir balıkadam cesedi bulunmuş. Neymiş, yangın söndürme ekibine ait helikopter gölden su alırken yanlışlıkla balıkadamı da alıvermiş ve yanan ormanın üstüne suyla birlikte bir güzel bırakıvermiş. Hayır yani, Tom Cruise'un Magnolia filminin başında da bahsedilir bundan. Belki de bu hikaye oradan çıktı. Yani senaristin sallaması.
Bizde bir laf vardır, "yokuşun başında söylediğime yokuşun sonunda ben de inandım" diye. Benim okuduğum manyaklarla dolu okulda da bir arkadaşım sırf bizden alt sınıfları korkutmak için okul koridorlarında gezen iki hayaletle ilgili bir hikaye uydurmuştu. Mezun olmamıza yakın onun koridorlardan bu hikaye nedeniyle ölesiye korktuğunu görüp çok şaşırmıştım. Şu anda bu hikaye nedeniyle hala korkanlar vardır, kimbilir. Bizim okulun Ankara Cebeci'deki eski binasında, kız yurduna dair de hep anlatılagelen hikayeler vardır. Belki o zamanlar da başka bir manyak uydurmuştu.
İnsanlar korkuyu sever. Korku filmlerine, Stephen King gibi yazarlara (ki en büyük hayranıyım) ilgi, bence insanların çoğunda bulunan mazoistçe tatmin olma isteği nedeniyledir. Bunları takip etmeyen insanların da en azından bir ruh çağırmışlığı vardır, ya da cinlerle, evliyalarla ilgili hikayelere kulak kabartmışlardır hiç değilse. Şehir efsaneleri de korkutma amaçlıdır. İnsanlar birbirini korkutmayı sever ne de olsa. Ve en korkunç, en kanlı, en ölümcül hikayeler de şehir efsanelerinde mevcuttur. Hiç beklenmedik yerlerde AIDS virüsü kapmak, organ mafyasının kurbanı olmak... Hayır yani, şöyle bir düşününce bir yandan olabilirliği de var. Hani indi cindi hayaletti bunlara inanmayabilir insan ama AIDS ve organ mafyası gerçek hayatta varolan şeyler. HIV virüsüne sahip bir insanın kendine sapladığı iğneyi sinema salonundaki koltuklara koyması, olası bir durum. Ya da ne malum, zengin ama hasta adamın birinin sizi takip ettirip, adam tutup, uyutturup, satın aldığı doktora ameliyat ettirip zorla organ bağışı yaptırmayacağı? Mesela, yani...
Bunlar biraz da Batı dünyasından çıkma şeyler tabi. Şu ünlü Urban Legend (Şehir Efsanesi) filmlerini hatırlayın. Karındeşen Jack'ten tutun da Bloody Mary'ye, Şeker Adam'ın Laneti'ne kadar pekçok Batılı şehir efsanesini biz de biliriz. Bunlar ticarileşmişleri. Underground çapta olanlarını bile duymuşuzdur, şu New York kanalizasyon sisteminde dolaşan timsahlar gibi (ne yer ne içer bunlar derseniz ona da bir hikaye uydurulmuş: evsizleri filan yiyorlarmış). Direkt Urban Legends adında bir film de yapılmıştı. Hatta Bloody Mary'yi konu edineni oldukça korkunçtu (o nasıl bir tip yapmışlar öyle yahu). Supernatural adlı dizi de sağolsun bu şehir efsanelerinden bir kısmına yer vermiş.
Şehir efsanelerini hayalet öykülerinden ayıran şey (hayaletlerle ilgili şehir efsaneleri de yok değil, Bloody Mary örneğinde olduğu gibi), daha önce de belirttiğim gibi gerçek hayatta olma ihtimali olan şeyleri konu edinmesi. Böylece inandırıcılığı daha fazla, haliyle.
Ben şahsen hayalet öykülerini tercih ediyorum. Ya da Stephen King'in kıyamet teorili öykülerini. Ah, ah, onu tanımayanlar öcülü böcülü yazar sanırlar, Dean Koontz'la karıştırırlar. Hayvan Mezarlığı'nı zombie hikayesi sanırlar. Oysa "O", "Dream Catcher" gibi hikayelerindeki gibi bu öyküde de uzaydan gelen varlıklara ulaşılır. Bir "Yeşil Yol"un, bir "Esaretin Bedeli"nin, bir "Shining"in Stephen King hikayesi olduğunu bilmez çoğu kişi...
Yazıma şehir efsaneleri ile ilgili bir web sitesinin linkini vererek nokta koyuyorum. İyi ürpermeler...
http://www.efsaneler.com/default.asp

3 yorum:
Sen birşey yazarsında ben cevap vermezsem çatlarım zaten. Aklıma başka bir yazı konusu getirdin.Laf lafı böle açıyor işte.
Onun haricinde birde geyikleşmiş şehir efsaneleri vardır. En ünlüsü ise haliçin altında bizanstan kalma altınlar olduğu , japonların haliç i temizleriz ama ne çıkarsa bizim olur tekliflerine bizimkilerin yukarıdaki sebeple karşı çıktıklarıdır.Buna inanan taksi şöförünü yakın tarihlerde gördüm. Tabi İstanbul'a ne zaman geldiğini sormadım :)
hımm Amasya'da da benzer bir öykü var. tam şehrin ortasındaki Harşena adlı dağın içi tünellerle doludur (bu kısmı gerçek, gözümle gördüm, hatta en meşhuru ırmak seviyesine kadar inen Cılanbolu Tüneli'dir, turizme açılmıştır) ama tünellerden bazıları taaa bilmemkaçbin yıl önceki altınlara çıkıyormuş. Arayanlar falan olmuş.
Anerikalılar ışınlanmayı bulmuşlar artık, maddeyi moleküllerine ayırabiliyolarmış ama birleştiremiyolarmış henüz !
Yorum Gönder