10 Mart, 2007

İnsan & Hayvan


Yeryüzünde yaşayan en vahşi, en ölümcül, en tehlikeli ve en kötü canlı hangisidir?


Aslan değil. Timsah da değil. Yılan ya da köpekbalığı hiç değil. Cevap: İnsan. Hayvani içgüdülerin hepsine birden sahip olup da üstüne üstlük düşünebilmesi nedeniyle, insan. Pekçok kişinin buna itiraz edeceğine eminim. Anti-hümanist olmakla, tanrının yarattığı en yüce varlığın karşısında kendisini üstün gördüğü için secde etmeyen şeytana yakın olmakla suçlanabilirim. "Herşey insanlar için yaratılmıştır, tüm varliklar insana hizmet eder" düşüncesi elbette ki dini inançları olan insanlar tarafından savunulur. Bu bakımdan inançsız olarak da görülebilirim. Ancak bu çelişkili insanlar yeri geldiğinde "insanoğlu çiğ süt emmiş" ya da "babana bile güvenme" gibi deyimleri kullanmaktan da geri kalmazlar. Eh, aklın yolu bir, insanoğlunun kötü bir canlı olduğu (olması gerektiği gibi kendisini hayvanlardan ayıran düşünebilme özelliğini kullanıp iyi bir canlı olamadığı ki bunu başaranlara zaten evliya diyoruz) herkes tarafından kabul görmekte aslında.


Hayvan, çiftleşir. Üremesi için gereklidir. Ve bunu belli bir racona göre yapar, önce kur yapar, vb. İnsan, tecavüz eder. Üreme amacı güttüğünden değil. Zevk için.


Hayvan, öldürür. Ya doğası gereği yemek yemesi gerekmektedir ya da kendini koruması. İnsan, katleder. Sistemli bir şekilde Autschwitz'e yollayıp binbir işkenceyle yapar bunu. Petrol için çocukların ölmesini içi kaldırır.


Yaşayan her hayvanın ekolojik düzen içerisinde doğal dengeyi korumakta bir rolü vardır. O sevmediğimiz, şaaak! diye üzerine gazeteyi yapıştırıverdiğimiz kara sinek bile kaç çeşit bitkinin soyunun devamına yardımcı olur. İnsan ise küresel ısınmaya neden olacak, kendi sonunu getirecek kadar zarar vermiştir dünyaya. Kara sinek karşısında insanın değerine bakın.


Bilinçli olarak kötülük yapabilen tek canlı insandır.


Bir hikaye geldi aklıma. İnsanoğlunun "çiğ süt emmişliği"ni, kibirini özetleyen bir hikaye. "Kibir, şeytanın en sevdiği günahtır", bu arada (Al Pacino, Şeytanın Avukatı).


Tanrı önce eşşeği yaratmış. Ve ona demiş ki:


"Bak, sen şu andan itibaren eşşoğlueşşeksin, görevin insana hizmet etmek. Onun eşyasını, kendisini taşıyacaksın, sana çüş diyince duracaksın, ama ismini hakaret olarak kullanacak, bunu da bil. Al sana 80 sene ömür."


Eşşek dehşete kapılmış: "Aman Tanrım, hem o kadar hizmet edicem, o kadar şeye katlanıcam, hem de o kadar uzun yaşıycam. Yok kalsın, 20 sene ömür yeter bana."


Tanrı "peki" demiş ve akabinde köpeği yaratmış. Köpeğe de demiş:


"Seni insanoğlunu koruyasın, ona bekçilik edesin diye yarattım, sırası geldiğinde kendi canını bile feda edeceksin, kurda kuşa karşı insanı koruyacaksın. Dövse de sövse de sadık kalacaksın. İsmini hakaret olarak kullanacak olsa bile. 80 sene de ömür sana."


Köpek de "aman Tanrım, yapma, bunlara o kadar katlanamam, 20 sene ömür yeter bana".


Tanrı üçüncü olarak Maymunu yaratır. Ona da der ki:


"Bak seni insanoğlunu eğlendiresin diye yaratıyorum, şebeklik edeceksin, görevin bu, insanı güldüreceksin, soytarısı olacaksın".


Maymun da 80 yıllık ömür yerine 20 yıllık ömür sürmeyi tercih etmiş ve nihayet Tanrı, İnsan'ı yaratmış. Ona şöyle demiş:


"Ey kulum, seni yaratmadan önce tüm dünyayı ve canlıları sana hizmet etsin diye yarattım. Eşşek yükünü taşıyacak, köpek sana bekçilik edecek, seni koruyacak, maymun da seni eğlendirecek. Sana 20 yıl da ömür veriyorum".


İnsan şaşkınlıkla "ama Tanrım", demiş, "madem böyle güzel, rahat bir hayat yaşayacağım, hizmetçilerim, soytarım bile var, 20 yıl bana yetmez, 80 yıllık ömür ver bana".


Tanrı, insanın bu açgözlülüğü karşısında ona güzel bir ceza vermiş. O gün bugündür insan, hayatının ilk 20 yılını insan gibi, sonraki 20 yılını eşşek gibi çalışarak, bunu takip eden 20 yılını köpek gibi onun bunun kapısında, kalan 20 yılını yani yaşlılık dönemini de onun bunun şebeği olarak geçiregelmiş...


Benim gibi evliya olamayacak kadar gündelik yaşamda karşısına çıkan insanla ilgili hemen her duruma sinirlenebilen, ruhunu eğitememiş insanlar için insan bir numaralı düşmandır. Belki de evliyalar dünya işleriyle evliya olabilmek için ilgilenmiyorlardır. Ya da tam tersi, insanların yaptıklarını insan olmaya yakıştıramadıklarından, bu durum karşısındaki utançtan öylesine acı çekiyorlardır ki bu çile onların ermesine neden oluyordur. Öyle ya da böyle: en kötü hayvan bile masumdur, en saf insan bilinçli kötülük potansiyeline sahipken...

2 yorum:

Angelus dedi ki...

Hmm.Olayın birde başka bir bakış açısı olabilir , şöyleki :

İnsanlar sosyal hayvanlardır.İnsan doğuştan vahşi bir yaratık değildir. Öğrenir.İçgüdüsel davranışlarının yanında toplum içinde yaşamak için davranış biçimleri geliştirir ve bunu kurallaştırır. Sosyalleşir kısaca. Sosyalleştiği çevrede onun davranış biçimlerini etkiler. Cinayetin normal krşılandığı bir yerde yetişen biri bunu bir suç olarak görmeyecektir mesela.

Zaman içerisinde gelişen etik kurallar ve bunun yanında dini kurallar insana bu içgüdüsel davranışları nasıl baskılaması konusunda yön verir. Din buna nefis kontrolü der mesela.Dürtülerimizi ne kadar baskılar ve ne kadar bize yüce güç tarafından emredilenlere itaat edersek o kadar iyi insan olacağımızı söyler. Veliler bunun uç safhalarında dolaşan insanlardır. Ahlak kurallarıda benzer işlevler görürler.Hukuk kuralları daha karmaşıklaşan sosyal hayatı düzenler

İnsan sonuçta bencil bir yaratıktır. Diğer canlılar sadece kendi varlıklarını ve soylarını devam ettirmekle uğraşırken , insan bununla yetinmez daha fazlasını ister. Diğerlerinin hayatlarını kontrol etmek gibi.Var olan herşeyi kendileri için yapılmış olarak algılamaları da bundan ileri gelir. Şeytanın avukatında en sevdiğim günah kibirdir diyaloğuda bunu çok iyi açıklar.

İnsan'da özünde kötü bir varlık değildir.Bir melekten daha öteye gidebileceği gibi bir o kadar alçalabileceği de söylenmiştir dinde.

Sonuç : Sadece isteklerimiz doğrultusunda yaşamak bize hiçbir zaman mutluluk ve huzur getirmemiştir. Kendini kontrol edebilmek en büyük meziyettir. Biraz bunun keyfine varıp öle yaşamak gerekir. Self esteem is everything

cLuMsY dedi ki...

Ben de şöyle birşeyler eklemek istiyorum acizane:

Yaratan, insanı kötü yaratmamıştır. Hayatında çok büyük seçim hakları vermiştir. İnsanın yaratılan varlıkların icinde en degerli olşunun gerekçelerinden biri de şöyledir: Yaratılmış birçok mahluk vardır ve onlar görevlerini hiç başkaldırmadan ve aksatmadan yaparlar. Çok düzenlidirler. Hepsinin kendine göre standart bir ahlak, görgü ve yaşam kuralları vardır. Alt ve üst sınırları fazla geniş değildir. Ama insan "hayvanlardan da aşağı - ve - meleklerden de yukarı" seviyeleri arasında gidip gelebilecek kapasiteye sahip tek varlıktır. Yaratan için insanı değerli kılan da budur.

İnsan idine yani başka bir deyişle nefsine uyup, idinin fısıldadığı herşeyi yaptıkça kötülük yapmış olur. Bu durumda da "hayvanlardan da aşağı" mertebesine doğru yol almış olur.

Bu bağlamda raupe kardeşimizin cümlesinden alıntı da yaparak (gerçi izin almadım ama affeder umarım); olması gerektiği gibi insanın, kendisini hayvanlardan ayıran düşünebilme özelliğini kullanıp iyi bir canlı olabilmesine "velilik" değil ya da bu insanlara "veli" değil daha anca "İNSAN" diyoruz. Bunu yaparak yani "hayvanlardan da aşağı" mertebesinden yukarıya tırmanarak, sıfır noktasını geçtiği andan itibaren, mahluk, daha yeni "insan" olmuştur. Sonuç olarak, biyolojik olarak insan özelliklerini taşıyan herkese insan denmez.

Velilik ise ahlakın ötesinde kendini iyice yaratana teslim etmek ve hepsinin de ötesinde hiçliğe ermektir.
(Çok uzun konu hiç fazla girmiyim.)

Derim ben...