24 Nisan, 2007

Ağla Sevgili Yurdum ( Suya Sabuna Dokunan Yazı)


Yukarıda başlık Lise'de ingilizce dersinde okuduğumuz Alan Paton'ın Güney Afrika'da beyazlar ve siyahlar arasındaki ayırımın sonucu ortaya çıkan sosyal düzeni eleştirdiği 1948 yılında yayınlanmış " Cry, The Beloved Country" kitabının Türkçe isminden alıyor. Bu hatıranın günümüz imgesi başka bir başlıkla somutlaşıyor beynimde " Ağla Sevgili Sosyal Demokrat"

Türkiye'de sosyal demokrasiyi temsil ettiğini söyleyen hiçbir siyasi parti şu anda inandırıcı gelmiyor seçmenlerine. Şimdiye kadar yaptıkları ve yapacaklarını vaad edemedikleri şeyler sebebiyle bu haldeler. Kavramların yerle yeksan edildiği bu dönemde sosyal adalet dediğimiz mefhumu ön plana çıkartamayacak kadar basiretsizler.

Çözümün değil çözümsüzlüğün ve krizin parçası olmayı yeğlersen , tez değil anti-tez üretmeye devam edersen , bunlar öcü diye toplumun azımsanmayacak bir parçasına saldırıp kıyıda köşede duran 3-5 ekstrem gurupla işbirliği içine girip kendini çok demokrat sanırsan olacağı budur.

Toplum iş ve aş isterken , geleceğe güvenle bakıp , insan onuruna yakışır biçimde hayatını sürdürmeyi arzularken, eğitim de eşitlik , sağlık da iyi şartları hayal ederken ve tüm bunların eksiklerinden kaynaklanan şiddet ve öfke şehirde artarken sadece Atatürk İlke ve İnkılaplarına takılı kalıp onun bekçiliğini üstlenirsen olacağı budur.

Sırf şu kişi Cumhurbaşkanı olmayacak diye mitingler düzenleyip olayı kişiselleştirip bir şahısta somutlarsan, karşısına alternatif bir düşünce ve aday çıkartıp onun etrafında kamuoyu yaratmaya çalışmazsan da olacağı budur.

Türkçemizde güzel bir söz vardır. Yiğidi öldür ama hakkını yeme diye.

Evet cebimize tam olarak yansımamış olsada Türkiye ekonomide tüm iktisat tarihindeki en istikrarlı günlerini yaşıyor. Enflasyonist yapı artık yok. Uzun zaman sonra ilk defa paramız diğerleri karşısında değer kazanıyor. Nakit sıkıntısı yüzünden piyasa daralması yaşanmıyormu, yaşanıyor ama toplum nazarında moralin yükseldiği bir gerçek.

İnsanlar hizmet aldıklarını görüyor ve hissediyor. İstanbul'da her yer şantiye gibi. Her yerde bir metro çalışması , bir yol kavşak yapımı veya çevre düzenlemesi var. Eskiden tek şerit gidilen yollar duble yola dönüşmüş durumda. Türk insanı bu portreyi sever. "Yiyorlar ama kim yemiyorki en azından hizmet veriyorlar" der çıkar işin içinden. Bunu kimler için söylemediki.

1980 Anayasası yapıldığı günden beri tartışılır. Ama iktidara gelen hiç kimse muhaleffette şikayet ettiği anayasayı avantajlarından dolayı değiştirmezdi. Avrupa uyum yasaları çerçevesinde isteyerek yada istemeyerek bu değişiklikler yapılmadımı. Demokratikleşme konusunda ne zaman bu kadar çok adım atıldı.

Bunlar ne kadar doğrudur tartışılabilir. Hatta yaratılan tüm bu havanın aslında iktidarlarla son derece iyi geçinen ve medyada neredeyse bir tekel haline gelmeyi başaran bir medya gurubu tarafından da topluma empoze edildiği söylenebilir. Başka fikirlerin yeşermesine izin verilmediği anti demokratik bir süreç yaşandığından bahsedilebilir.

Türkiye'de büyük bir kitle alternatif yokluğu sebebiyle siyasi tercihini kimden yana kullanacağını bilmez durumda. Mecliste belki yeterince temsil edilmediklerini en çok düşünen insanlar Türkiye'nin bu sağduyulu bu sessiz çoğunluğu. Kendilerini yanlız hissediyorlar.

Türkiye'de sosyal demokrasi düşüncesini temsil edenler bir kez daha silkenip şöyle kendilerine gelmeli artık. Toplumun istek ve arzularından uzaklaşıp şu gölge oyunu kavgalarından başlarını kaldırabilirlerse. Yoksa ne perde kalacak ne seyirci.

1 yorum:

cLuMsY dedi ki...

Bence türkiyedeki varolan sosyal demokratlar sakın silkelenmesin. O basiretsizlikleriyle geberip gitsinler. Onların düzgün halini de istemiyoruz biz. Yeni demokratlar gelsin. Anti faşist, hümanist...