29 Nisan, 2007

Baba-Oğul ve Kısır Döngü


Son zamanlarda çok mu gündemdeki siyasetten bahsettim acaba genç okurlar ilgisini kaybetti. Merak ediyorum. Ancak onlara bir kabahat bulamıyorum nede olsa apolitize edilmiş bir kuşak ve tüm bunların onlara ne ÖSS nede ÖKS de bir faydası dokunmayacak.Tezata bakın gelecekte hiçbir işlerine yaramayacak birçok bilgileri öğrenmek ve hatta ezberlemekle meşguller.

Oysa gelecekte yaşayacakları ülke çok büyük bir sınavdan geçiyor şu günlerde. Ya sağ duyu hakim olacak ve uzlaşma ile yara bere almadan bu sınavdan geçeceğiz yada aynı inatçı tavırlar devam edip ipler atılacak , gemiler yakılacak. Daha fazla bu hususu uzatmak istemiyorum. Nasıl olsa gazetelerde ve televizyonlarda devamlı bunlarla muhattapsınız.

E o zaman bana düşen memleketi kurtarmayı bırakıp aslında blogun iskeletini oluşturan beşeri ilişkiler yumağına geri dönmek. Baba oğul ilişkisine benim gözümden bakmaya ne dersiniz.

Benim babam 1944 doğumlu. Kuşağının tipik temsilcilerinden biri. Etrafımdaki yaşıtlarımın babalarıyla ortak profil çıktığı için bu görüşteyim. Hayatı çok acımasız olarak görüyor.Basit kuralları var. Konumun senin kim olduğunu belirler gibi. Yaşadığı ve atlattığı badirelerin kolay olmaması , herşeyi tırnaklarıyla kazıyarak elde etmesi sebebiyle bu katılık anlaşılabilir. Ancak daha enteresan olan zaman içerisinde geçirilen değişim.

Misal babam gençliğinde sinemaya çok düşkün biri. Eski filmlerin yerli ve yabancı fark etmeksizin tüm aktrölerini ve aktristlerini bir bir sayabilir. Taksicilik yaptığı dönemlerde çorba parasını çıkarttıktan sonra yaptığı ilk iş soluğu sinemada almak. Alternatif eğlencelerde çok fazla değil o zamanlar. Tv yok nede olsa.

Şimdi ise sinema ile alakası yok. Eve getirdiğim vizyon filmlerinin hiçbirinin yüzüne dahi bakmıyor. Son zamanlarda dvd de ilgiyle seyrettiği tek film "Karayip Korsanları". Eh o da ilgi çekmeyecek türden değil. Ama 60 ların o büyük prodüksyonlu "Kleopatra" vb. epik filmlerini nefessiz seyretmiş bu kuşak ne "Truva" nede "Gladyatör" ü filmden bile saymıyor. Birde üstüne tembih ediyor " Seyretme şöyle sapık sapık filmleri ".

Varsa yoksa haberler ve bilimum spor , siyaset programları. Birde annemle beraber mecburen izlediği dizilerle şarkı ve türkü yarışmaları. Cnbc-e den hiç bahsetmiyorum bile. Alt yazılı film ve dizi izlemekmi. Hiç babama göre değil. Halbuki hangi dublaj orjinal seslerin güzelliğini yaşatabilir size.

Bugün Nikon F-301 35 mm filmli slr fotoğraf makinesine özel olarak aldığım siyah beyaz filmi yükleyip portresini çekmeye çalışırken yaptığı yorum çok komikti. Ona göre fotoğraf basit birşey. Basarsın ve çekersin. Fotoğraf budur. Şimdi gelde anlat full manuel bir fotoğraf makinesinin diyafram ve enstantane ayarını doğru yapıp ışığı düzgün ayarlayıp net ve keskin bir portre çekmenin insana verdiği zevki.

Ben 32 yaşındayım ve halen bekarım. Kimbilir ne zaman evleneceğim ve çocuğum olacak. Ölme eşşeğim ölme. Ama şimdiden içimi bir endişe sardı. Acaba bende mi böyle olacağım gelecekte diye. Oğlumla aynı zevkleri paylaşmayacak mıyım? Hatta ilgilendiği şeyler nedir acaba diye düşünmek yerine böyle basite mi indirgiyeceğim ? " Bunların hepsi boş , sen ekmeğine bak, bunların sana 5 kuruş faydası varmı? Yok!" . Böyle mi düşüneceğim ?

Bana gelip arkadaşlarla gezmeye gidiyoruz dediğinde "Etrafında işine yarayacak insanlar arkadaşların olsun , paran olmazsa kimse yüzüne bakmaz , arkadaşın falanda kalmaz" gibi
tavsiyelerde mi bulunacağım. Onun yaptığı herşeyi boş ve değersiz mi bulacağım ? Paylaşımım bu kadar az mı olacak ?

Tüm bunlar onu kötü bir baba yapmaz. Hatta benim babam iyi bir babadır. En başta iyi bir adamdır. Nüktedandır, anlayışlıdır, sabırlıdır. Evini ve ailesini hiç bir zaman ihmal etmemiştir. Beni çok sevdiğinede eminim. Belki beklentilerini gerçekleştirmediğim için bana kızgın bile olabilir.

Benim sorunum zamanla ve kendimle. Bu oyunun kuralı bu. İnsan ne gördüyse onu davranış biçimi olarak algılar ve tekrar eder. Düşünmeden. İçten içe mantığına bile aykırı. Askerlikteki tertipçilik gibi. Alt tertip üst tertibi ezerken alt tertip isyan eder. Ama en üste çıktığında ben çektim sıra onlarda der ve hatta zamanında isyan ettiğinden daha fazlasını başkalarına yapar. Sistem değişmez.

Ben , zaman ve müstakbel daha doğmamış oğlum. Yaşayıp göreceğiz . Ne desem boş.....

5 yorum:

İsimsiz dedi ki...

sayın angelus merak etmeyiniz,

Genç okurların hep burada.Yorum yapmıyorum belki ama okuyorum hepsini.Belki bu tembellik,zamanında kitapları okuyup özetlerini internetten indirmemden kaynaklanıyor.Ama bgn canım çok yazmak istedi bn de yorum yapayım bari dedim.

Evet yaşayıp göreceğiz...İnşallah o günler gelir de.Ama sen bu gidişle oğlunla arana bi kırk yılı koyacakmışsın gibi gözüküyor.Arada baya bir yaş farklı olacak ve sen hey gidi günler deyip sandıktaki dvdlerine bakarken çocuk:"Hey Mete ben arkadaşlarımla Mars'a gidiyorum." diyecek.Görmek istiyorsan elini çabut angelus.Zaten canımız da düğün istiyordu şöyle yazın ortalarında,ilk dansın Ferhat Göçer'in "cennet" adlı parçasıyla yapıldığı:-)))

cLuMsY dedi ki...

Ben bazen babaların bu tür söylemlere, gerçekten içlerinden gelmeden girdiklerini düşünüyorum. Bunun da anlaşılması basit aslında. Babayı kendi ortamında görmek, ama uzaktan. Kendi yaşıtları arasında kelimeleri nasıl seçiyorlar, esprileri nasıl, falan filan? Bize, kendilerini söylemek zorunda hissettikleri ve kemik düsturlar edindikleri bazı tembihler var. Yeri ve zamanı gelince takıveriyorlar o bandı ve o kendiliğinden çalıyor. Her seferinde kelimeler dahi değişmeden tekrar eden bu kasetler, aslında bize karşı ne kadar da samimiyetsiz olduklarını gösteriyor da farkında bile değiller bunun. O duvarı yıkabilselerdi, 44 den kalma o saçma Türk işi erkeklik gururlarını kırıp bize bir kere arkadaşça yaklaşabilselerdi "bırak olm yaşa hayatını, bir yandan çalış ekmeğini kazan ama tadını çıkar günlerinin" gibi şeyler söylerlerdi eminim. Ama yapamazlar işte. Neyse. Biz de kendi saçma gururumuzun şimdiden ne kadar kemikleşmiş ya da yumuşamış olduğuna bakarsak gelecekte muhtemel evlatlarımıza nasıl davranacağımızı kestiririz, diyorum ben...

İsimsiz dedi ki...

ooooo biri bizi mi çağırdı bi yazıı okuım yorumuda yapcam!!!!!!:D

İsimsiz dedi ki...

sayın angelus;
öncelikle yazınızı çok beğendiğimi söylüor sonra konu hakkında yorumda bulunmak istiyorum. öncelikle gerçekten böyle oluyor sizin hoşlanmadığınız şeylleri ilerki zamanlarda siz de yapayorsunuz. bunun en basit örneği annemin beni küçükken arkadaşlarıma göndermemsi aaa ne işin var elin evinde başına bir iiş gelir olmaz demesini o zmnlar sank
gidenlere bir şey oldu diye düşünür oturur ağlardım şimdi bende 37 yaşındayım ve bir oğlum var 11 yaşında bende bunu aynısını yapıyorum tabi oğlumda inanki bu oluor sizde inşallah bab olunca anlarsınız benim babmda ayn tarif ettiğiniz gbi dir hatta biraz despottur :D ama çocukları sewer onlar müthiş bir ilgisi vardır heel en son olan yeğeni(amcamın kızı) tekne kazıntısına karşı inanılmaz her ailede vardır bu tekne kazıntıları:D kıskanıorumda bn bu yaştaki kadın her neyse konu çok saptı bitti by:D

İsimsiz dedi ki...

blog sahiplari yok galiba:(