Mekan ve Mevsim Değişikliğinin Getirdikleri
Az önce bir sigara yaktım. Delikmiş, tadından bi halt anlamaya anlamaya içiyorum. Şaşırmadım. Şu sıralar üzerimdeki lanet bulutları daha bir kara. Almanya'ya dönmüş olmamın verdiği stresten ve şu saçma bahar mevsiminin üzerimde her daim yarattığı iç sıkıntısından faydalanan "lanet cinleri" bana kabuslarımda görünmekle kalmayıp bir de günlük yaşamıma sızıyorlar. Türkiye'deyken pek mutlu, pek dinç başlıyordum güne. Buraya gelmemle birlikte sabahları suratsız uyanır oldum, içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Buraya gelmek olgusunun açılımı şöyle: Ailemi, arkadaşlarımı, gerçek olan hayatımı, bana ait olan evimi, şehirlerimi geride bırakıp yine bir cendere ve koşturmaca içinde diken üstünde, emanet ve yalnız, soğuk insanların soğuk ülkesine dönmek...
Biraz zamana ihtiyacım var tüm bunlara alışabilmek için, yeni bir başlangıçla bu senaryo mekana farklı anlamlar katabilmek için. Buraya her dönüşümde şöyle en az bir hafta kimseyle görüşmeyip, kafamı dinleyip yeni ve motive edici planlar yapmaya ihtiyaç duyuyorum. Sağolsun arkadaşlarım ve diğer bazı kişiler buna pek izin vermediler bu kez. Evet, arkadaşlarımı ben de özledim, kısa süreli inziva ihtiyacımı da bu nedenle erteledim, kırmayıp hepsiyle görüştüm. Bu da beni ruhen çok yordu. Bugün Angelus'la konuşurken o da farketti bu yorgunluğumu. Frankfurt'tan gelen misafirim de oraya döndüğü için bu kafa dinleme ve taze planlar olayına bu haftadan itibaren giricem artık. Bayık bir ifade olmakla birlikte: "Yarından itibaren herşey farklı olacak".
Mekan değişikliğinin yanısıra şu baharın gelmesi, doğanın canlanması, havaların ısınması, hayvanların çiftleşmesi vb. akabinde yaz mevsiminin de gelmesi, güneşin gökyüzünün ortasında şekil yapması filan... Bunlar benim içimi karartıyor. Ben kış insanıyım kardeşim, soğuk hava severim. Öyle börtü böcek içinde çimlere yayılmak, kuş sesleri filan bana göre değil. Kuş sesi demişken, penceremin karşısındaki ağaçta bir futik kuşu var (bu benim tabirim tabi, kimbilir nasıl fiyakalı bir Latince isme sahiptir, aman, ornitolog muyum ben, futik kuşu işte) ve bu yaratık ona buna kur yapıp kendine eş bulacak diye beynim kıymaya dönüyor her sabah. Evet, resmen "futiiiiik, futiiiik" diye bağrınıyor, o nedenle buna bu ismi verdim. Gıcık şey. Bir yandan ben geceyi de severim ama bu saçma yerde yazın saat gece hemen hemen 10 buçuğa kadar hava kararmıyor ve sabah da 4 buçuk gibi lönk diye aydınlanıveriyor. Havanın geç kararması nedeniyle parıldayan güneşe aldanıp "oh iyi, daha vakit varmış, şunu da birazdan yaparım" derken bir bakıyorum, yatma vakti gelmiş. Erken aydınlanmasının handikapı da futik kuşları.
Anlayacağınız herşey üstüste geldi. Odamın lambası bile patladı yahu durup dururken. Hem de banyonun lambası daha yeni patlamıştı. Bunların da lanetle bir ilgisi var tabi. Laneti dikkat ederseniz mekan ve mevsim değişikliğinin yol açtığı depresyonlarımdan ayrı tutuyorum. Ve hiç uğraşamıycam, ne olursa olacak artık. Sigaram delik, lambalar patlıyor, evimize her an gelip birimizi tenhada kıstırma ihtimali yüksek olan bir saldırgan sapığımız var... Daha ne olsun. Ruh yorgunluğumu da en iyi yukarıdaki kedi ifade ediyor. İşte, o kedinin boşvermiş ve halsiz ifadesine bakın, beni görürsünüz. Aaaaah, ah...

1 yorum:
Futik kuşu :)Bak bu güsel işte. Benim karıncaya " cikbibikkırkbacak yavrusu" demem gibi bişi.Birde puhu kuşu vardır uğursuz sayılır.
Senin tersine bahar mevsimi benim mevsimim. Yakıcı olmayan güneş suratında ılık rüzgara karşı gözlerini kapar yürürsün sokakta.Ellerin cebinde aklında sabah ilk dinlediğin şarkının melodisi.
Hep bahar mevsiminde yaşamak isterim mümkün olsa
Yorum Gönder