Beni Bu Havalar Mahfetti

"Beni bu güzel havalar mahvetti" demiş Orhan Veli Kanık. Bende böyle güzel bir havada, evkaftaki memuriyetimden istifa etmeyi , tütüne alışmayı , aşık olmayı , eve ekmekle tuz götürmeyi unutmayı ve yazı yazma hastalığımın nüksetmesini isterdim.
Lakin bende nükseden hastalık böylesi basık ve yaprağın kımıldamadığı güzel havalarda sadece iç sıkıntısının artması olur. Bilimsel bir dayanağı varmıdır bilmem ama içimin kerpetenle sıkılması ile atmosfer basıncı arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum.
Bu bir şartlanma değil. Şartlanma dediğin pavlovun köpeğinde olur birde küçükken bizimkiler evden çıktığı gibi tuvaletimin gelmesi şeklinde bende olur. Allahtan geçti.
Şimdi nescafemi bir yandan yudumlayıp bir taraftan az evvel söndürdüğüm sigaramın üzerine yeni bir tane daha yakıp yakmama konusunda düşünüyorum. Arka planda Marc Anthony ve Tina Arena düeti çalıyor. Tüm ömrümü seni severek geçirmek istiyorum diyor , Zorro filminin şarkısında ki sözler.
İçeride annem muhteşem dizilerinden birini seyrediyordur kesin. Etrafında ki tüm enerjiyi emen ve dışarı negatiflik kusan ve her an ağlamaya hazır psikolojisinde onu , televizyonu ve yeni aldığı koltuk takımının en uzun parçasında ayağını uzatarak değilde en küçüğünde yani pufta, eğreti oturmasıyla başbaşa bırakmak sağlık açısından en iyisi. Televizyona olan açısı 37 derece.
Senelerin şartlanması sanırım. Bir çerkez gelini olarak devamlı kapının yanında ki sandalyede her an hizmete hazır oturmaya o kadar alışmış ki , eve değil yeni koltuk takımı , Topkapı Sarayından Kanuni Sultan Süleyman'ın tahtını getirsek bundan vazgeçmeyecek. Birde "Odin" in düşünen adam heykeli pozisyonunda oturmasa ...
Babam evde biz olduğumuz için , kapıya camiye kadar gittim yazısı asmak gibi bir esnaf alışkanlığı gütmeden iç rahatlığı ile ibadet etmeye gitti. Cemaatten arkadaşları ile namaz çıkışı ayaküstü bir sohbet yapar belki.
Bende ibadet etmeyi özledim. Uzun zaman oldu Allah huzurunda kendimle yüzleşmeyeli. O'nu seviyorum ve inanıyorum. Bunun gereğini yerine getirmekte ki vurdumduymazlığım sadece sonsuz merhamet duygusuna olan güvenimden. Şimdilik sadece iyi olamaya ve öyle kalmaya çalışıyorum.
Ahanda şimdi yaktım ikinci sigaramı. Sanırım diğer tarafta yanacağımı düşünerek efkar bastı. İç sıkıntısı , efkar, afakanlar derken bir "ayyyyyhhhhhhh" nidası atıp hepsinden silkinip kendime gelmek istiyorum ama olmuyor.
Olmayacak bu yazı bitmeyecek. Kendimi uzun zamandır böyle ümitsiz hissetmemiştim. Beni bu lanet olası yüksek basınçlı boktan sıcak yaz geceleri mahvetti. Hayalimde boğaz , kandil kandil yanan karşı yaka , su üzerindeki ışık yansımaları ve hafif esinti ile ürpermek. Gözümü kapatıp şehrin uzaktan uğultusunu dinlemek.
Not : Raupe yukarıdaki nav barı siyah yapmış. Yakında tüm blog u death metal formuna sokarsa şaşırmayın :) Bu arada fotoğraf güzel ama.

0 yorum:
Yorum Gönder