06 Mayıs, 2007

Stephen King



Son zamanlarda sağolsun Angelus arkadaş blogda çok ciddi konulara değindiğinden benim de el atıp kafamda biriken konuları yazasım gelmedi, çok hafif ve alakasız kaçacağı için. Gündemle, politikayla ilgili konulardan söz ederken kendisi kadar efendi davranamayacağımı, kendimi tutamayacağımı bildiğimden bu konulara da hiç girmedim, durup dururken ağır küfretmemek için. Bu konularda tek birşey söylemek istiyorum özet olsun diye: Türkiye laiktir, Atatürk'e saygı duyulmalıdır. Neyse, artık yazmak istiyorum ve bu ciddiyet rüzgarını hafif yazılarımla kırmak istiyorum.


Bir süredir takip ettiğim bir dizi beni mutlu etti ve nihayet en büyük hayranı olduğum Stephen King'e bir methiye yazma fırsatını bana verdi. Hani, yine de aktüel birşey yazıyorum, canım...


Dizinin adı Nightmares and Dreamscapes. Stephen King'in uçuk kısa hikayelerinin her birini ayrı ayrı bölümlerde konu edinen bir dizi. Yani daha önceki Kingdom Hospital gibi birbirinin devamı tek bir konu değil. Stephen King'i takip edenler onun sadece bir korku romanı yazarı olmadığını, aslında korku hikayelerinin de bir şekilde bilim kurguya, uzaylılara filan dayandığını bilirler. Diğer hikayeleri de dünyanın en çok izlenen ve benim için de en güzel filmlerinin hikayeleridir. Mesela "Esaretin Bedeli", "Yeşil Yol" gibi. King'de bir yazar olarak en çok beğendiğim yönler süper bir mizah anlayışına sahip olması (korkuturken güldürür), nostalji havası yaratarak insanı hüzünlendirebilmesi, hikayeyi okurken aynı zamanda filmini kafanızın içinde kendi kendinize çekmenizi sağlayan ustalıklı anlatımıdır. Evet, Stephen King popüler yazarlardandır, kitapları elbette ki boş vakit geçirmek için okunmalıdır, bilgi açısından pek birşey vermez insana. Aynen popüler kültürün müzik, sinema gibi diğer Amerikan kökenli çabuk tüketilen ürünlerinde olduğu gibi.


Hikayelerinin filmleştirilmesine gelince; bu konuda başarılı bulduklarım Esaretin Bedeli ve Yeşil Yol'un dışında The Shining, Secret Window ve O'dur. Tabi Kathy Bates'in de oynadığı Misery'yi de unutmamak gerek. Geri kalanını beğenmemekle birlikte yine de merakımdan ve yazarı çok seviyor olmamdan dolayı izledim. Beğenmediğim filmleri de kitaplarını okurken kendi kendime kafamda çektim zaten. Maine eyaletini sayesinde gitmeden görmüş gibiyim.


Nighmares and Dreamscapes adlı kısa hikayeler dizisini de eğlenceli buluyorum. Çerez gibi izlenebilir, kafayı dağıtmak için en güzeli şu sıralar. Korku filminin gerçeğinin ülkemizde çekildiği şu günlerde özellikle gündemden uzaklaşmak için yapılabilecek en eğlenceli şey benim için.


Stephen King'ı yazar olmasının dışında insan olarak da çok sevdim yıllar boyunca. Boris adında bir akrebi olduğunu bile biliyorum, o kadar takip ederim kendisini. Araba çarptığında da çok üzülmüştüm. Tabi iriyarı bir adam olduğu için ucuz atlattı. Kendisini filmlerinde de abuk sabuk kısa rollerde görmek mümkün. Bir rahip olur, bir caz orkestrasını yöneten şef. Hatta bir keresinde hiç kaale alınmayan salak, loser bir tip bile olmuştu kendileri. Başroldeki oyuncunun başından savdığı bir tipti. Mütevazi ve kafa bir adam, bence.


Şimdi size kitaplarından hangi birini tavsiye edeyim, bilmiyorum. Hepsi güzeldir ve bir solukta okuturlar kendilerini. Zaten her kitapçıda gözünüze ilişir, Kara Kule serisi çok uçuktur, serinin sıralamasını bilmeden herhangi birini alıp okumayın diyebilirim sadece. Bunun dışında kısa hikayelerinin yer aldığı ve şu sıralar yayınlanmakta olan dizinin de bazı bölümlerinin içerdiği Rüyalar ve Karabasanlar'ı tavsiye ederim. Eskidir biraz, ama klasiktir. En son The Cell adlı romanını okudum, Türkçe ismi Cep. Bunu da beğendim. Kısacası Stephen King'ı okuyun derim ben. Korku yazarı diye burun kıvırmayın, düşündüğünüz anlamdaki korku yazarı Dean Koontz'tur. Stephen King sadece korku yazarı değildir, hem çok iyi bir yazardır hem de çok uçuktur. Okurken rahatsız edebilecek tek şey ara sıra Sony, Rolex, Pepsi vb. markaların reklamını aralara sıkıştırıvermesi olabilir. O kadar da olsun, reklamdan da kazansın. Yeter ki hep yazsın, hep yazsın...






1 yorum:

Angelus dedi ki...

Nightmares & Dreamscapes şu anda tr da Cnbc-e de oynuyor zaten ancak izlemek nasip olmadı. Gerçi ben onu izlemesem daha iyi malum dizileri senden evvel izlemek çok yararlı olmadı :)

Korku garip duygu.Bir eşiği var resmen. Bir yere kadar zevk ondan sonra ızdırap veriyor. Lunaparktaki gondol gibi.Hatta ABD de 4g yediğiniz bir rollercoster olduğu söylenirki ben ona binsem kesin kalpten giderim.

Birde korkuyu çok sevip seyredip seyderip uyuyamamak var :)