06 Haziran, 2007

İstanbul ve Su


Gereksiz derecede ısınmış küremizde kuraklık dizboyu hale gelmişken, tek kurtuluşumuz ; tüm İstabul'luların el ele tutuşup bir sinerji yaratması ve Mr. Metin Milli önderliğinde "Yağdır Mevlam Su" şarkısını bağıra çağıra söylemesi.

Höngürt şakırd yağmur yapmazsa ve hatta Metin Milli'ye yıldırım isabet etmezse ne olayım. Biryantinli saçları , koyu güneş gözlükleri , ülkücü bıyıkları beyaz pantolonu ve kırmızı ceketiyle gerekirse paratoner vazifesi görür bizi kurtarır. Nede olsa o "Milli" bir kahraman.

2400 senelik bu yaşlı şehir , ağırladığı tüm medeniyetlere su için bir çözüm üretmeyi mecbur kılmıştır zaten. Devamlı bir cazibe merkezi olması dolayısı ile kalabalık nüfusa yetecek miktarda suyu bulmak ve hazırda tutmak zorunludur.

Bizanslılar sarnıçlar inşa etmişlerdir. En ünlüsü olan "Yerebatan Sarnıcı" nı Sultanahmet'e gittiğinizde cüz i bir rakama gezebilirsiniz. Bundan başka İstanbul'da "Zeyrek" gibi daha az bilinen irili ufaklı sarnıçlar bulunmaktadır ancak birçoğu unutulmuş gitmiş , var olanları da bakımsız ve ziyarete kapalı durumdadır.

Sarnıç mantığı basittir. Yağmur ve yeraltı suları ile beslenen su depolarıdır. Defalarca kuşatma altında kalmış İstanbul için düşmanın su yollarını kesmesi yada zehirlenmesi ihtimaline karşıda güvenlidir. Günlerce su ihtiyacını karşılayabilirler.

Osmanlı döneminde ise sarnıçlar önemlerini yitirmiştir. Çünkü gerek dini itikatları gerekse alışkanlıkları Osmanlı'yı durgun su yerine , akan suya yöneltmiştir.İstanbul çevresindeki taze su kaynaklarını geliştirdikleri fevkalede sistemlerle şehrin merkezine taşımışlardır.

Bu amaçla arklar ve su yolları ve kemerler inşa etmişlerdir. İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin karşısında , Saraçhanede arzı endam eden "Bozdoğan Kemeri" bu sistemin güzel örneklerinden biridir. Kemerburgaz'da ve muhtelif yerlerde benzer yapılara rastlamak mümkündür.

Hatta İstanbul'un tepelerinden biri olan günümüzün popüler mekanı Taksim , şehir dışından gelen suların bölünüp farklı noktalara aktarıldığı bir merkezdir. Semt ismini bu tarihi misyonundan almıştır. Bugün meydanda bulunan ünlü heykelin altında dahi bu sisteme ait kalıntılar bulunduğu bilimektedir.

Aslına bakarsanız İstanbul'un altı , artık gün yüzü görmeyen ve şehir efsanelerine dönüşen tünel ve delhizlerle doludur. Kimisi su amaçlı inşa edilmiş kimisi de Kral, Padişah, Şehzadelerin acil ve gizli çıkış yolları olarak kullanılmıştır.

Doğma büyüme bir İstanbul'lu olarak (Fatih gibi tarihi ve merkezi bir yerinde) İstanbul'un su sorunuyla geçirdiği kurak yazları gayet net hatırlıyorum. Bu ilk olmayacak.

Özellikle 80 yıllarda sanırım Nurettin Sözen zamanında günlerce su akmamıştı. Sadece belli saatlerde , o da kapıcı daireleri ve en alt katlara ip kalınlığında gelen suyu biriktirip , çamaşır bulaşık ve temizliğe kullanmştı büyüklerimiz. Biz küçüklerede , güğüm ve kovalarla o suyu kollarımız adeta koparcasına eve dökmeden taşımak düşmüştü.

Su havzalarının etrafının yeterince korunamaması , siyasi çıkar amaçlı çarpık yapılaşmaya bu bölgelerde adeta gözyumulması , gitgide artan nüfus ve son olarak küresel ısınma bir an evvel birşeyler yapılması gerektiğini gösteriyor.

Yoksa bu şehir bizi affetmez. Dudakları ıslak olmalı bu şehrin , dili damağına yapışmamalı. Yoksa bizi ağırlamakta Bizansa ve Osmanlı'ya davrandığı kadar müsamakar olmaz. Bizide gün yözü görmeyecek şekilde gömer ki hem de ne gömer.

Ama benim çözüm önerim farklı , birinci paragrafta ciddiyim ben ;

Kurtar bizi "Mr. Metin Milli". Bizim için son bir kez söyle şu şarkıyı " Yaaağdıırrr Mevlaaaam Suuuuu".

Olur da işe yararsa sana teşekkürlerimizi Bedia Akartürk vasıtasıyla sunacağız. "Su geliiirr güüldürrr güüldüür, gelde Mr. Metin Milli beni güldürr, bir damlacık kanım akmaz, öldürürsen sen öldüüürr."

1 yorum:

raupe dedi ki...

yine her zamanki gibi cok güzel bir yazi olmus. Güldürürken bilgilendirmek, sitem ederken nostalji yapmak diye buna derim ben:)