06 Haziran, 2007

Made In China


Evvelki gün 2 duygu arasında sancılarla cebelleştim , gidip geldim. Bir yönüm tüketici çılgınlığının zirvesine bana "oufff hepsi çok güzel şunu almalıyım , bunu almalıyım" dedirtirken diğer yönüm "bunlar çin malı oysa yerli malı herkes onu kullanmalı, zinhar almamalısın" dedirtiyordu.

Bir han düşünün 5 katlı. Sıra sıra toptancı dükkanları. Hediyelik eşyalar, ev-mutfak araç gereçleri , dekoratif malzemeler ve hatırlayamayacağım kadar çok çeşitte ıvır zıvır satılıyor. Fiyatlar dışarıya göre inanılmaz derecede makul. Hepside ithal ve büyük çoğunluğu Çin malı.

Buraya girerken insan cüzdanından kesin olarak kararlaştırtığı bir miktarı cebine koymalı ve o limitte alışveriş yapmalı. Aksi halde tüm cüzdanınız boşalmış ve eliniz kolunuz torba ile çıkabilirsiniz. Satılan ürün yelpazesinin hanımlara daha çok hitap etmesi nedeniyle bu tavsiyem daha çok onlara.

Serde vatan millet sevgiside var tabi. Hafızamda ilkokul yıllarında meyveli , kuru yemişli, "yerli malı haftası" kutlamışlıkta var . Şimdi taa km lerce uzaktan gelen ve peynir ekmek gibi satılan bu çin malları ne olaki. Bu ıvır zıvırı biz üretemezmiyiz yani. Heheyt alasını yaparız ötesine bile geçeriz.

Ama kazın ayağı öle değil tabi.

İşgücü olabildiğince ucuz. Para birimi değersiz. Üretimde devlet teşviği had safhada. Nükleer silahları ve güçlü bir ordusu var, totaliter bir rejimle yönetiliyor, dünyanın en kalabalık ülkesi. Böyle olunca hiç bir dış baskıya boyun eğmiyor, kimseyi takmıyor. Dünyanın jandarması Amerika bile diş geçiremiyor.

Bir yandan 2 milyara yaklaşan nüfusu ile sermaye devleri için müthiş cazip bir pazar. Herkes bu pastadan olabildiğince kalın bir dilim alma peşinde. Bu pazara girebilmek içinde aynı serbestliği karşı tarafa sağlamak zorunda diğer devletler. Bir kısıtlama yada katı kotalar koyma şansı yok.

Bundan 10 sene evvel bağıra bağıra geliyorum diyordu Çin. Bir kaç tane vizyon sahibi geleceği görebilen şirket haricinde hiç kimse sallamadı bizde bu çekik gözlü ufak tefek insanları. Onlar hala atalarımızdan korktuğu için dünyanın en uzun setini inşa etmiş, karate kung fu yapan, pirinçle beslenen bir milleti.

Ben ihracatla profesyonel anlamda uğraşmış birisi olarak söyleyebilirim ki, Çin malları ile rekabet çok zor. Tek dez avantajları olan kalite düşüklüğünü de zaman içerisinde aşıyorlar ve hatta aştılar bile. Taklid etmekle başlayan bu yolda kendi özgü tasarımlarını da oluşturmaya başladılar.

Peki ya bizim üreticimiz. Kullandığı enerji pahalı. Ham madde ithal ve pahalı. İş gücü ucuz ama vergilerle beraber pahalı. Sermayesi düşük. Borç para alsa faizler yüksek. Türk parası gereğinden fazla değerli. İç piyasada sıcak para dönmüyor. Çekle senetle uzun vadelerde ödemeler gerçekleşiyor. Teşvik yeterli değil. Rekabet gücü zayıf. Markalaşma vizyonu yok.

En güçlü ve en önemli ihracat kalemlerimizden biri olan otomotiv sektöründe, Avrupa'nın çoktan terk ettiği düşük teknolijili , kar marjı düşük , maliyetli ürünler üretip satıyoruz. İkinci en büyük sektör olan tekstil kan ağlıyor. 1 ytl ye ürettiğini 100 ytl ye iç pazara süren tekstil sektörü hem yerli tüketiciyi küstürdü hemde dışarı satış yapamıyor artık.

Üretmeye ve ürettiğini satmaya dayanmayan bir ekonomi ne kadar sağlıklı olabilir sorarım size.

O pasajda satılan malları neden biz üretemiyoruz. Benim cebimden çıkan para Yang 'a, Lee'ye neden sermaye olsun. Ali'ye, Hasan'a gitsin. Gitsin ki daha çok üretsin satsın. Üretsin satsın ki Mehmetler , Ayşelere yeni iş kapısı olsun. İstihdam artsın. Refah artsın.

Tüketici kendi cebine bakar en çok ve doğal olarak. Çin mallarına karşı gönüllü bir tüketici ambargosu şuuru oluşması zor , hatta imkansız

Hadi be Türkiyem , silkelende kendine gel artık.

0 yorum: