Çarşı Pazar İstanbul
İstanbul'un meşhur semt pazarları vardır. Bunlar genelde isimlerini kurulduğu günlerden alır. Salı Pazarı ,Perşembe Pazarı gibi. Fakat Çarşamba pazarı farklıdır. Çarşamba günü kurulmakla beraber bu pazar adını Fatih Yavuzselim'in Çarşamba semtinden alır.Benim içinde farklı anlamlar taşır.
Doğup büyüdüğüm ev pazarın hemen başladığı noktadadır bir kere. İlk paramı kazandığım yerdir. Her çarşamba pazara uzak semtlerden gelen tanıdıkları soluklanmak için ağırlamamıza vesile olmuştur. Misafirleri severdim küçükken. Annemle saatlerce dolaşıp ona hamallık yaptığım, azad edildiğimde elimle onca yükle kalabalıkta slalom yaptığım pazardır.
İlkokul zamanlarında arkadaşlar arasında bir moda başlamıştı. Pazarda su satıp para kazanma. O zamanlar daha pet şişelerde su satılmadığından pekte hijyen olmasa da insanlar suculardan su alıp içerlerdi. Bende bu modaya uydum ve elimde eski yağ şişesinden bozma bir şişe suyla çıktım pazara.
"Buzzzzz gibiiiii soğuuuuukkk sudannnnn içeeennnn" diye bağırmam lazım ama nerdee. Utanıyorum. Züğürt Ağa filmindeki gibi bağırmadan sadece "su" diyerek satış yapmaya çalışıyorum bir kibarcık olarak. Derken 3 çocuk geldi ve su istedi , içtikten sonrada parasını ödemediler. İsteyincede beni tartakladılar. Tam vazgeçmiş eve dönüyordum ki sokağımızın başında bir amca beni çevirip 2 bardak su içti. İlk paramı kazandığım andı. Gıcır ıcır bir 20 liralık banknot. Halen resim albümümde saklıyorum.
Tabi bir sonraki hafta açıldım. Bağıra bağıra su satmaya başladım. Hatta bardağı 10 liradan 2300 lira hasılat yaptım bir gün. Kişisel rekorumdur. Babama dilenci gibi bozuk paraları verip bütünletmiştim ve annem sen onu çarçur edersin diye elimden almıştı her zamanki gibi. Küçük olmanın bir başka kaderide budur.Verilen büyük meblağlı harçlıklar elinizden alınır. Haklı bir tarafı var yine de.
Annemle çarşı pazar gezmek işkencedir. Kız arkadaşlarımla mağaza mağaza gezmek annemle kıyaslandığında güney sahillerinde tatil gibidir. Her Çarşamba pazarına çıkışımızın ilk 1 saati hedef belirleme ile geçer. Nerde iyi ve ucuz varsa tespit edilir. İkinci saatte hiçbir düzgün rota oluşturulmadan bunlar alınır. Ellerim dolup artık serçe parmağımla 3 kiloluk domatesi taşımaya başladığımda azat edilirim. Sonra annem pazarın daha da büyük kısmına , kumaş ve giyim bölümüne tek başına yol alır.
Çarşı pazar kalabalığında yol almanın en güzel şekli slalom yapmaktır. Bunun için az bir hayal gücü gerekebilir. Kendinizi yarış arabası gibi düşünebilirsiniz mesela. Zamana karşı yürümekte işe yarar. Başlarsınız bir yaya trafiği canavarı olmaya ve insanların sağlarında sollarından onlara temas etmeden makas atarak hızlı hızlı yürümeye.Refleksleri geliştirici bir eylemdir. Araba ile yapmanız tavsiye edilmez.
Şimdi Fatihte oturmuyoruz artık. Etrafımızda semt pazarı yok ve ben yukarıdakileri yapmak için yaşlandım. Süper ve süper irisi hiper , mega marketler var. Onların bizi kapıdan alan servis araçları var. Ev alışverişini de babam emekli olduktan sonra, annemle birlikte yapıyorlar. Annem yılların acısını babamdan çıkartıyor. Eskiden her çarşamba pazarından önce babam eve para bırakırken ; "bu yetmez herşey çok pahalandı" , " Üzerimde bu kadar var idare et artık" diyalogları yaşanmıyor.
Annem babama sebze ve meyve seçmenin inceliklerini anlatıyor. Babamda eline poşeti alıp öğrendiklerini uygulamaya koyuluyor. Annem pazar geleneğini burada da bırakmayıp , markaları inceleyip yine kaliteyi ucuza alma konusunda hünerlerini sergiliyor. Babam da bu arada market arabasını kullanıyor. Değişmeyen tek gerçek kasada yaşanıyor. Pamuk eller cebe.
Küçükken tezgahlardan birşeyler alıp yememem için her iki elimden tuttukları halde ağzımla pazar tezgahından Kiraz yiyebilen meyve düşkünü ben , semt pazarlarını halen seviyorum. Marketlerle ilgili sevdiğim ayrıntı ise , buddy imle 3M Migrosa girip bir sürü abur cubur almak, yeni çıkan bisküvi ve gofretleri denemek, promosyon yapan kızlarla kafa bulmak ve alışverişin sonunda eve gidip dvd seyrederken tüm abur cuburu tüketmek.
Hepinize keyifli alışverişler.



















