Fotoğraf ve Hatıralar
İfsak'ta hocamız bize şu soruyu yöneltti : "Fotoğraftan evvel ne vardı ?" Ödüllü bu soruyu cevaplamak için herkes birer ikişer tahminde bulundu. Resim, şiir, edebiyat vb. cevaplar hocanın duymak istediğine tam denk gelmiyordu. En sonunda bir öğrenci buldu doğruyu. "Hatıralar".
Evet fotoğraflar bizim hafızamızdır. Hani ünlü bir laf vardır ya , ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan insanlar söyler hep : "O an tüm hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti." Aslında film şeridi dediğimiz düzlem, hızlı oynatıldığında hareket hissi veren bir sürü fotoğrafın peşi sıra dizilmesinden teşkil değil midir ?
İnsan beyninin çalışma yönetmi basittir dostlar. Bir dönemin ardından kendini korumak adına iyi hatırları canlı tutarken kötü olanları daha derinlere gömer öldürmeye çalışır. Kendini özel ve önemli biri olarak görmek ister.
Herkes okulda yaptığı fırlamalıkları , askerde nasıl arazi olduğunu , çapkınlıklarını gülerek hatırlayıp etrafıyla paylaşır. Lakin okulda getirdiği kötü karne için işittiği azarı , askerde geçmek bilmeyen günlerin sıkıntısını , hoşlandığı bir kız tarafından aşağılanarak refuse edildiğini hatırlamak ve anlatmak istemez.
Görevi mutfakta patates soymak olan bitli piyade , evine komado şapkalı ve elinde MG3 , arka planda ise Türk bayraklı fotoğrafını yollar. Hepimizin evlerinde en görünür yerde kepli mezuniyet resmimiz durur ama okulun kantininde sıkılmış bir fotoğrafımızın yeri raftaki tozlanmış fotoğraf albümünün en arkasıdır.
Fotoğraflarla kendimizi ifade ederken en parlak en cilalı yerleri ön plana çıkartırız. Tıpkı hatırlarımıza yaptığımız gibi.
Bende bugün bilgisayarımda giriştiğim temizlik işlemi sırasında, kayıtlı birçok fotoğrafı sanal çöplüğe bir daha geri dönmemek üzere gönderdim. Kimi başarısız fotoğraf denemeleriydi , kimi hatırlamak istemediğim anların dondurulmuş haliydi. Bazıları da aynı kareyi paylaştığım insanların bugün benim için aynı şeyleri ifade etmemesiydi.
Amacım hafızama retuş yapıp cilalamak değil , yenilerine yer açmaktı. O klasörler yine dolacak yavaş yavaş. Bu sefer şimdiye kadar öğrendiklerim çerçevesinde ve daha seçici olarak ama.
Ufak ufak portföy oluşturma zamanı geldi artık. Hem hayata hem insana hem de fotoğrafa ait. Biriktirme zamanı geçiyor ufaktan. İfşa dönemi yaklaşıyor ve onun sancıları tüm bunlar. "Sen kimsin, ne kadar ehilsin ?" sorusuna , sözlerle değil yaptıklarınla cevap vermek gerekiyor. Kimsenin red edemeyeceği kadar açıklıkta ve netlikte.
"Heat" adlı filmin bir sahnesinde, azılı ve çok akıllı hırsız Robet De Niro ile peşindeki azimli ve başarılı polis Alpacino arasında enteresan bir diyalog geçer. " iş yapmak istiyorsan, bir tehdit hissetiğinde 30 sn içinde terk edemeyeceğin hiç bir şeyi hayatında tutma" şeklinde kendine verilen bir öğüdünü hatırlatır Robert De Niro.
Bu kadar radikal olmamakla beraber bazı fotoğrafları silmem benim değil 30 sn. mi , 1 sn. mi bile almadı. Ama "hepsini birden silecek göt var mı sende ?" diye sorarsanız "Yok" derim. Beni ben yapanlar bende saklı ve bazıları çok değerli hala.
Kendi portföyün kadar , başkasının portföyüne ne kadar etki ettiğinde önemli aslında. Kimlerin hafızasında ne kadar hatırlanmak istenilen iz bıraktığınla eşdeğer olarak artar insanın değeri. Bir fotoğrafa kattığın değer oranında önemlisindir.
Hepinize bol fotoğraflı günler. Denklanşöre basmadan evvel 2 kere düşünmeniz temennisiyle.













