Hayaller
Islak saçlarını tarayıp tarağa baktığında dökülen birçok teli gördü. Tıpkı kurduğu hayaller gibi onlarda terk ediyordu tek tek bedenini. Yerine gelenler ise güneşte parlayan o siyah saçları değildi artık. Çektiği her acının karanlığına inat beyazlıyordu artık. Biliyordu ki bir zamanlar olmak istediği şeyler arkasından geriye tek bir şey kalmıştı. Kimse oydu artık.
Hayaller kurmayı , aşık olduğu şehri ve içindeki her şeyi terk ettiği gün mü kesmişti bilinmez. Tek bildiği buradan , herkesten , her şeyden kaçmak isteğiydi. Arkasına bile bakmadı giderken.
Yola koyulmak için gittiği tren istasyonunda saatinin gelmesi için bekleme salonuna girdi , belki bir büfe vardır umuduyla. Birkaç bira içmek iyi gelecekti. Arafta bekleyen ruhlar gibi insanlar vardı salonda. Her biri ayrı bir bankta ve yalnız. Duruşlarında kendisininkiyle aynı bitkin ifade , bakışlarında hüzün .
Boş banklardan birine oturdu. Üzerinde toplanan utangaç bakışların farkına vardı birden. Kafasını kaldırıp etrafına bakındığında , hepsi gözlerini kaçırdılar birer birer. Çok sessiz di, Yere iğne düşse sesi duyulabilirdi. Sessizliği bozan konuşmaya hazırlanırken boğazını temizlemek için çıkan hırıltı oldu. O an farkına vardı , söze başlamadan evvel bunu nasıl her defasında tekrarladığını.
Hemen yan bankta oturan genç adama “merhaba” dedi. Daha evvel görmediği kadar uzun ve parlak saçları vardı bu adamın. Yüzü sanki hiç güneş görmemiş gibi bembeyazdı. Parmakları uzun ve inceydi. İnce dudaklarından “asabi biri herhalde” diye geçirdi içinden. Cevap da alamamıştı selamına zaten. Başını çevirdi genç adam , hiç duymamazlıktan gelerek.
Şaşırmıştı. Şimdiye kadar selam verdiği hiçbir erkek kayıtsız kalmamıştı O’na. Güzelliğiyle ilgi çekmişti hep. “Çok mu yaşlandım ve çirkinleştim acaba ?” diye düşündü. Salonu utangaç bir şekilde tekrar süzdü , gören oldu mu diye. Herkes gözleri yerde oturmaktaydı ve etrafta olup bitene kayıtsızlardı. Salonun en sonunda , kendisine gülümseyerek bakan yaşlı kadın hariç.
Yaşlı kadın yerinden doğruldu ve kendinden beklenmeyecek kadar çevik adımlarla yanına kısacık sürede geliverdi.İlk başta insana sevimli ve sıcak gelen bu gülümseme halinin suratında devamlı kaldıkça nasıl asap bozucu bir şekil aldığını fark etti.
Hem davette etmemişti. Her yaşlı gibi , kısa süre her şeyini hiç durmadan anlatacağını ve kafasını şişireceğini düşündü ama yapmacık gülümsemesini kendiside eksik etmedi.
Kadın daha evvel hiç duymadığı ve bilmediği bir dilde konuşmaya başladı. Nefes bile almadan heyecanla konuşuyordu sürekli. Ama o her kelimesini anlıyordu. Birazdan yola çıkacağını , sevdiklerini görmeyi ne kadar istediğini , onları ne kadar özlediğini anlatıyordu. Şaşkınlıktan dona kalmış dinlerken , az evvel selamını almayan genç adamın aynı dilde haykırmasıyla irkildi birden ;
Yaşlı kadın sustu ve yüzündeki o hiç değişmeyen gülümsemeyle kalkıp aynı çeviklikle kendi bankına gitti. Oturduğu yerden aynı sırıtmayla bakmaya devam ediyordu. Kendinden çok genç birinden terbiyesizce işittiği azar karşısında , suratında gram kızgınlık yoktu. Az evvel sanki hiçbir şey olmamıştı.
“Delilerin arasına düştük” diye düşündü kendi kendine. Bir an evvel orayı terk etmeliydi. Dışarıda bir sigara ile kendine gelmeliydi. Bekleme odasından çıkıp kapıyı çekti . Arkasına döndüğünde yine aynı odada buldu kendini. Yere bakan sessiz kalabalığın suratındaki sırıtmayı fark etti.
“Allahım bende deliriyorum galiba “ diyerek odadan kendini hemen dışarı attı ama , çıktığı kapıdan girdiği yer aynı odaydı. Aynı tipler , aynı yerlerinde oturmaktaydılar.
“Biri bana burada neler döndüğünü anlatsın “ diye korkuyla haykırdı. “ Siz kimsiniz ?” , “ Ben nerdeyim ? ”
“Farkında değil” diye mırıldanmaya başladı kapının yanında oturan ortayaşlı , şişman adam. “ Fakında değil ”. Hiç durmadan bunu tekrarlıyordu yere bakarak.Diğerleri ise sırıtmayı bırakmış , gülemeye başlamışlardı. Kahkahalar atıyorlardı. Öyle ki biri banktan kayıp yerde tepinerek gülüyordu.
“Yeter !” diye bağırdı uzun saçlı genç adam.
Birden tüm kahkahalar , tüm gülüşmeler kesildi. Hepsi eski haline gelmişti. Yere bakıyorlardı ve aynı hüzünlü ifadeye bürünmüşlerdi.
Korkudan ne yapacağını bilemez halde durduğu yere mıhlanmıştı artık. Aldığı nefes yeterli gelmiyordu. Gözlerinin karardığını hissetti. Sendeledi , düştü düşecekti artık. Direnmeye hacet yoktu. Kendini bıraktı.
Gözlerini açtığında yatakta yatıyordu çırılçıplak. Hemen yanında dün barda karşılaşıp , gece eve beraber geldiği ve muhtemelen seviştiği adını bile tam hatırlayamadığı şu adam yatıyordu.
“Ne bok yedim ben yine” diye söylendi kendi kendine.
Kalkıp bilmediği bu evde mutfağı bulmaya çalıştı. İçi yanıyordu sanki. Su içmeliydi bir an evvel. Su ve bardak için aranırken gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Elleri titreyerek dökemeden doldurmak için uğraştıysa da su tüm masaya döküldü. Kendi evi olmadığının farkına varıp suyu kağıt havluyla toplamaktan vazgeçti birden. Ne lanet olası bu adamı bir daha görecek ne de bu eve bir daha gelecekti.
Hayallerinden vazgeçmekle aslında kendinden vazgeçtiğini biliyordu artık. Hayallerini terk ettiği şehirde mi bırakmıştı bilinmez. Ama az evvel gördüğü kabustaki genç adamın tam bayılmadan önceki , bilmediği dilde son sözlerini hatırladı ;
Evin dışında bekleyen uzun saçlı , beyaz tenli genç adam güneşin aldığı gözünü kısarak şöyle bir baktı yolun karşısındaki pencereye. Çıplak bedenini tülün arkasına saklayarak dışarıyı seyrederken gördü onu. Dalgındı.





