04 Ocak, 2008

DAVET


Galatasaray Lisesinden tophaneye doğru inen bir sokak vardır. İsmini bile hatırlamadığım bu yokuş ileride kah genişleyip , kah tekrar darlaşıp boğaza kadar ulaştırır sizi. Sabahın köründe afyonunuz patlamadan düşmemek için dikkatli dikkatli inerken , güneş doğuşunun kızıllığı boğazda salınan gemilerden yansırda , harika ışık oyunları ile gözleriniz kamaşır. Durup derin bir nefes alırsınız ve bu şehirde yaşadığınız için tanrıya yeniden şükür edersiniz.

Bahsettiğim sokak artık benim için ayrı bir önem taşıyor hayatımda. Daracık kapısından girip , aynı darlıktaki merdivenlerden tırmanırım eski bir apartmanın. En üst kata kadar duvarlarına sürtünmemeye çabalayarak çıkar, eski rum evlerinin kapılarında bulunan ve şimdi hepimizin unuttuğu anahtar biçiminde mekanik zili çevirip çalarım. Kapı açıldığında , burnuma mis gibi bir koku gelir. Yeni yıkanmış ve kurumaya bırakılmış çamaşırın kısaca temizliğin kokusu değildir bu. Elinizi üzerinde dolaştırdığınızda artan çiçek kokusuna da benzemez. Basbaya dostluğun , beni samimi ve sıcak bir sohbete davet eden , içtenliğin kokusudur.

Aldığım davet ile 50 metrekareye sığıştırılmış minimal bir hayata adım atarım. Hiçbirşey fazla ve abartılı değildir. Eksik birşeyde bulamazsınız ama. Belli bir zevki ve zekayı yansıtan , rahatlık için herşeyin düşünülmüş olduğu salona girdiğimde , kulaklarımın pası radyodan gelen güzel müzik ile silinir. Her bir tınısını duymamı sağlayacak kadar yüksek , konuştuğumu çok rahat duyacak kadar alçak.Genelde Metro FM çalar. Bu ortama zaten dinginliğiyle örtüşen soft melodiler yakışır.

Kendime oturacak bir yer bulduktan sonra sohbete dalmak uzun sürmez. Her konuşulan konu , peşi sıra yenisini getirir. Akıcı , kesintisiz , kasmadan , abartmadan. Üzerine birde bol kahkahalı. Muhakkak ikram görürüm ama ikram edilenlerin pek bi önemi yoktur bana göre.En güzel meze sohbettir nede olsa. Zaman benim için durmuştur o anlarda ama dakikalar ve saatler birbirini kovalar. Gitme vakti çoktan gelip çatarda , geçmiş olur bile.

Benim için yayılan temiz çarşafa uzanıp , yorganı üstme çekip, kafamı mis gibi kokan yastık mitiline koyduğum an hayal kurmaya başlarım, çevreme bakınarak. Kendi hayallerimi görürüm etrafımda. Benim hayalim Moda'da ama. Vazgeçemem ordan. Balkonu rüzgardan korumak lazım birde , yanan rengarenk mumlar sönmesin diye. Ayrıca daha büyük olmalı veranda için. Sevgilime güne ait son bir güzel bir mesaj çeker , yarı hayal yarı gerçeklerle uykuya dalarım. Deliksiz sabaha kadar sürecek , huzur dolu uykuma.

Geniş zamanda anlattığıma bakmayın yukarıdaki hadiseyi. 1 kere yaşandı bu şimdiye kadar. O kapının daima bana açık olduğunu bilmenin rahatlığıyla yazıyorum böyle. Cesaretimi mazur görsün dostlarım demek istediğim ev sahipleri.

Tüm bunlar için çok teşekkür ederim Emre. Harika ev sahipliğin için minnettarım Funda. Sizlerle vakit geçirmek hayalle gerçek arasında. Bir yokmuş bir varmış gibi. Yoktan var edilen ve emek verilen herşey gibi güzel ve anlamlı.

Hayatımın sonuna kadar unutmayacağım bir hatıra kazandırdığınız için tekrar tekrar teşekkürler.

0 yorum: